27 Şubat 2010

Yaşasın aile saadeti

Sen bu satırları okuduğunda ben çok uzaklarda olacağım ey okur! Ben yalnız bir kovboyum evimden uzaktaaa... Ama sen bu satırları okuduğunda yalnız olmayacağım. Annemle ve ananemle muhtemelen geziyor, sohbet ediyor, yemek yiyor ya da ev işi yapıyor olacağım;
ama ne yapıyor olursam olayım keyifle yapıyor olacağım. :)

26 Şubat 2010

Yeni Perspektif - !f İstanbul 2010



Sevgili sinemasever, kalemi kağıdı kap, not al! !f İstanbul 2010'un en başarılı filmlerini açıklıyorum. Vizyona girenleri kaçırma, bizim diyarlara uğramayanları da bul buluştur izle derim.

Mary and Max: Ben bu filmdeki her mektubu saklamak, her sözü zihnimde bir yerlere yazmak istiyorum. Başka da söyleyecek sözüm yok.

Away We Go: Sam Mendes, seni gerçekten çok seviyorum. Her seferinde yüreğime dokunan, farklı ama barındırdığı samimiyet ve hüzün açısından benzeyen filmler yaptığın, sempatinin yanında bolca empati de kurabildiğim karakterler yarattığın için yanaklarından öpüyorum. Bu filmi sevdiğiniz, birlikte aynı yöne baktığınız ve yol aldığınız biriyle izleyin, hayatı paylaşmak üzerine yapılabilecek en güzel filmlerden biri.

Food Inc.: Ne biçim bir ülke bu Amerika diye başlıyorsunuz, vejeteryan olabilir miyim acaba diye düşünüp ah canım annemin yemekleri diyerek salondan ayrılıyorsunuz. Belgesel çok tutarlı, vuruşları çok isabetli, hayvanların çektiği skınıtılar ve sağlığımız üzerinde oynanan oyunların yanı sıra dünyanın en büyük endüstrilerinden biri olan gıda sektörüne ekonomik açıdan yaklaşması (iş güvenliği, ucuz/kaçak işçi çalıştırma, patent hakları vb) ile takdiri hak ediyor. Gösterimden önce etiket hafiyesi olmaya davet edilmemiz vesilesiyle bizi Fikir Sahibi Damaklar'dan haberder etmesi de cabası. Beni en çok etkileyen sözlerden biri çiftçi gibi çiftçi olan adamın "Hayvanlara ve çevreye saygısı olmayan insanların, kendi kültürüne yabancı kültürlere saygılı davranmasını bekleyemem." minvalindeki açıklamasıydı.

Kasi Az Gorbehaye Irani Khabar Nadareh (Kimsenin İran Kedilerinden Haberi Yok): İran'dan kötü film çıkmaz desturuyla gittiğim ve beni hiç pişman etmeyen bir film. İran'daki underground müzik üzerine yarı kurgu yarı belgesel, hem müzikseverlere hem de İran'ı merak edenlere tavsiye ederim. Film sonrası yönetmenle yapılan söyleşiyi festival blogundan izleyebilirsiniz.

An Education: Şık ve zarif, eli yüzü düzgün temiz bir film. Tek sorunu kendisini sakin sakin bir yere taşırken birden aman geç kaldım duygusuyla apar topar kapanış yapması ve güme giden mesajı. En büyük artısı ise kendine hayran bırakan Carey Mulligan.

Ayrıca hafiften Being John Malkovic tadı veren Cold Souls ve dehşetengiz sonuyla beni neye uğradığıma şaşırtan Easier With Practice keyifli seyirliklerden, denk gelirseniz izleyip kulaklarımı çınlatabilirsiniz.

22 Ocak 2010

Hastası olduğum 3 şey - Atıştırmalık

Bu aralar elimden düşmeyen abur cuburlar:
Eti Form Mısır ve Pirinç Patlağı - pirinç patlağına fıttırıyorum!
Eti Benim'O Lokmalık - çikolata kaplamalı hindistan cevizli marsmallowlu bisküvi, daha ne olsun?!
Eti Çay Keyfi Gold Müsli - çay içmiyorum ama çay keyfinden vazgeçmiyorum.


Evet doğru bildiniz, ben bir Eti manyağıyım! Ayrıca çok pis reklam tandanslı söz yazarım :D

14 Ocak 2010

Özgür Mumcu söyleşisi

"Türkiye’de Atatürk’ün algılanması noktasında iki grup var. Genel olarak söylersek birinci grup İslamcıları, ikinci cumhuriyetçileri, liberalleri kapsıyor. İkinci grupta ise Kemalistler, ulusalcılar, milliyetçiler ortak noktada buluşuyor. Birinci grubun, daha ziyade liberal kesimin, bakışı babasına isyan eden bir ergen gibi. Tablo şöyle; Atatürk baba ve 15-16 yaşlarındaki takıntılı ergenler de babalarının söylediği her şeyi yanlış bularak, kendilerine yeni bir rol model arıyorlar. Diğer grup ise babasına âşık beş-altı yaşında bir çocuk gibi davranıyor. Babasının yaptığı her şey doğru, babanın yaptığı hiçbir şey eleştirilemez algısından öteye geçemiyor. Yazık ki bu iki algı dışında bir alan da bırakılmadı. Zaten kutuplaşma bu ikisinin sürtüşmesinden doğuyor. Ben her iki durumu da sağlıklı bulmuyorum."
Özgür Mumcu Atatürkçülük ve daha pek çok konuda hislerime tercüman olmuş, ağzına sağlık demek istiyorum.

Röportajın tümünü okumak isteyenler için:

11 Ocak 2010

Kişi kendinden bilir işi!

Ofiste on günlük izne ayrılan kişinin yokluğunu aratmayacak iki kişiden diğerinin hasta olması sonucu üçç kişilik işi tekk başıma yapıyor olmam, 2010 yılı için süper bir başlangıç değildir de nedir?

5 Ocak 2010

Come join the party!

İnsanın içine tarifi imkansız bir ağırlık çökmüşken bile onlarca defa üstüste Celebration dinleyip oturduğu ofis sandalyesinde kıçını sağa sola sallaması bölünmüş kişilik örneği midir, yoksa Madonna'nın büyüklüğünün ispatı mı?
Ayrıca buradan Fatih Akın'ın son filminin aklıma 'Sol Kıçın' olarak kazınmasına neden olan arkadaşım Hici'ye selam ederim!