14 Şubat 2007

12 Şubat 2007

Kahramanım Benim


Bir roman kahramanı yaratacak olsaydınız, nasıl biri olurdu? Size mi benzerdi, olmak istediğiniz kişiye mi, yoksa olmak istediğinizi kendinize bile itiraf edemediğiniz kişiye mi? Önce bay/bayan mükemmeli yaratmaya çalışıp ardından birkaç delik açıp yama mı eklerdiniz kişiliğine? Sizde en çok iz bırakan, hayran olduğunuz ya da nefret ettiğiniz kişiye mi can verirdiniz yoksa kağıt üzerinde? Belki bir sıfatlar bulamacı arasından rastgele seçip eklerdiniz birbirine? Hadi söyleyin, nasıl biri olurdu sizin roman kahramanınız?

11 Şubat 2007

Reklamları İzlediniz


Türkiye'de en çok reklam veren şirketler hakkında bilginiz var mı? Üç aşağı beş yukarı ilk 10 şu şekilde: Ülker, Unilever, P&G, Coca-Cola, Arçelik, Reckitt Benckiser, Danone, Nestle, Vestel, Turkcell.
Tam da beklediğim gibi çoğu hızlı tüketim (çoğunlukla gıda ve temizlik ürünleri) sektöründen, arada dayanıklı tüketim ürünleri şirketi var birkaç tane ki ürün yelpazesi ve aralarındaki rekabet onları bu listeye taşıyan. Beni şaşırtan banka adı görememek oldu aslında, sanırım ürün portföyü kısıtlı olan bankalar toplu değerlendirmede yüksek sıralarda yer alabilecekken teker teker pek de "en büyük reklamcı" değiller.
İstediğim bu tarz bir analiz yapmak değil aslında. Asıl istediğim, bir an için bu firmaları reklama bunca büyük bir pay ayırmaya iten faktörleri düşünmeniz ve tüketici olarak öneminizin farkına varmanız. Onların bu reklamları verecek parayı ve hatta çok daha fazlasını kazanmasını sağlayan bizleriz, bu durumda bu reklamları nereye vereceklerini belirleyen de bizler olmalıyız. Zaten öyle değil mi diyebilirsiniz. Yani çeşitli ölçümler, hedef kitle çalışmaları yapılıyor. Ama bu şirketlerin hangi biri reklam verdiği program, gazete, dergi vb içeriğini inceliyor, eleştiriyor, yorumluyor. Ben bunu şirketlerin sosyal sorumluluklarının bir parçası olarak görüyorum. Bu yüzden de diyorum ki, beğenmediğimiz, eleştirdiğimiz, tenkit ettiğimiz yayınlara reklam veren şirketlere bu yayınların devamlılığını sağlayan desteklerinden dolayı tepkimizi gösterelim, en basit şekliyle ürünlerini tüketmeyelim. Unutmayalım ki, bir kişi tek başına düşlediğinde, bu yalnızca bir düştür.Pek çok kişi beraber düşlediğinde, bu yeni bir gerçekliğin başlangıcıdır.

8 Şubat 2007

Sarman Saruman


Bir buçuk göz, bi tutam bıyık, koccaman kulaklar, bolca tüy, her daim ıslak olması beklenen ama nedense bizim evde arada bir kuruyan dünyanın en güzel pembe burnu, ve sürekli devinim hışırtı kıpırtı peşinde koşan dört sarı pati üzerinde bir minik kaplan bedeni... İşte bizim 'Saruman'ımız.
Evimizdeki ilk hafta sonunda çekilen bu fotoğrafın üzerinden 5 ay geçti, o artık genç bir kedi. Eve beraberinde getirdiği diğer canlılar yüzünden göbek adını Pirelli ilan ettiğimiz, kaşlarının sağ ve sol tel olmak üzere iki uzun tüyden ibaret olduğu, akşamları tam yatma vakti öncesi gidip peluş ineğini emdiği zamanlar, ilk seferde ne olduğunu bilmediğimiz için bizi paniğe boğan süt dişlerini dökme maceraları geride kaldı. Artık banyoda lavaboya tırmanıp musluktan su içebiliyor, hoparlörlerin üzerinde uyuyor ve avcılığını ispat edercesine her çamaşır asmaya çıktığımda bir sinek avlıyor.
İnsanın çocuğunun hiç büyümemesini istemesi gibi bir şey şimdi hissettiğim, bu fotoğrafa baktıkça.

5 Şubat 2007

Kırmızı Koltuk (geçici başlık)


Dedim ki her ay sonunda geçen ayın kendi açımdan vizyon özetini çıkarayım, hem henüz görmemiş olanlara bir fikir verir, hem de kendimde izim kalır. Madem düzenli olacak, bir de başlık bulmak gerek buraya. Fikri olan?



  • Prestige : İhtişamlı. Gerilimli. Bazı bazı kendini ele verse de herkes farklı bir yerinde öngörüde bulunuyor, ama sonuç herkes için şaşırtıcı. Bu Christian Bale'in Machinist'te oynayan Christian Bale olduğuna inanası gelmiyor insanın, ama işte tam da bu yüzden inanıyorum. Sinemada seyirlik bir film.

  • Open Season: Onca hevesli gittiğim ve Mert'i de kısmen sürüklediğim film maalesef hayalkırıklığı yaşattı. En azından SONY Pictures'ın ilk filmi olması nedeniyle biraz daha özenli bir şeyle karşılaşmayı bekliyordum. Aralara serpiştirilmiş onlarca karakterden en azından birkaçını incelikle işleseler, filmi kotarabilirlermiş ya, bu seferlik olmamış.

  • Man of the Year: Robin Willams'ın replikleri için izlemeye değer, gerçekten suya sabuna dokunarak eleştiriyor Amerikan politikasını ne de olsa. Ama kısıtlı zamana hem gerilim hem aksiyon hem politik eleştiri biraz da romantizm, olması gerekenden fazlasını sıkıştırmaya çalışmışlar sanki.

  • Dejavu: Eli yüzü düzgün, senaryosu kurgusu oyunculuğu derli toplu. Uzayın katlanması, zamanda yolculuk konularına az biraz ilgi duyanlar için çekici olabilir bence, en azından Einstein - Rosen Bridge nedir, şöyle bir değinip gerisini öğrenmeyi bize bırakıyor.

  • Son Osmanlı (Yandım Ali): Irkçı ve cinsiyetçi yaklaşımı bir kenara bırakabilirsek, eğlenceli ve çizgi romanı dönüştürmesi açısından çok başarılı bir film var karşımızda. Yandım Ali tipik bir James Bond, ama tek tabanca. Geçişler, dövüş sahneleri, İstanbul manzaraları sevdiklerimden. Daha az şovenist ve cinsiyetçi olması gerektiğini savunanlara diyeceğim, o zaman çekilen Yandım Ali'nin filmi değil belki bir (buraya bir örnek bulmaya çalıştım ama aklıma gelen bütün çizgi roman kahramanları ırkçılıktan yırtsa bile cinsiyetçiliğe takıldı, alternatif bulursanız siz doldurun) olurdu.

15 Şubat itibariyle If İstanbul Film Festivali'nde olacağım efendim, muhtemel zaman çizelgemi yakında buradan yayınlarım. İndirimli bilet almak isteyenler bana bir selam çaksınlar, kontenjanımız sınırlıdır.

ÇOK ÇALIŞMAK GEREK ÇOK


evde büyük bir hevesle alınmış/hediye edilmiş okunmayı bekleyen kitaplar,
tamir edilmesi gereken bir fotoğraf makinesi ve gidilecek fotoğraf gezileri,
seçilecek filmler, festival programı organizasyonu ve bilet kuyruğu,
her akşam beni kapıda karşılayıp ilgi için çıldıran bir kedi,
ziyaret edilecek biricik anne ve mis anane, pisimle çufçufçuf tren yolculuğu,
4 aydır bütün ekipmanı hazır olarak boyanmayı bekleyen bir salon (+ayakkabılık +komidin),
uzun zamandır birlikte içip sarhoş olunmamış arkadaşlar,
öğle tatillerinde bücürlere okumak için bulunacak kitaplar, oynanacak oyunlar,
bir türlü sonu getirilemeyen çamaşır, bulaşık, ütü yığınları,
inidirimin son demlerinde kendine gelmek için sırasını bekleyen gardırop,
merak edilen, araştırmak istenen, şaşılası ilginç sıkıcı sıradan bir sürü konu,
ve tüm bunlardan ayrı olarak gün ışığında ekmek parasını çıkarmak için yapılacak İŞ.
Uykuya hiç zaman kaldı mı?