26 Mart 2007

Ademler ve Havvalar

Birbirini hiç tanımayan insanlar bir araya geldiklerinde, erkekler futbol konuşarak ya da oynayarak, hiç olmadı sporun başka bir dalından veya askerlik anılarından sohbete dalarak hemen kaynaşırlar. Bayanlar ise biraz çekingen biraz mağrur, acemice muhabbet kurma girişimlerinde bulunurlar. Erkekleri doğuştan tanış, kadınları ise rakip yapan şey nedir acaba?

25 Mart 2007

Mrrrr


Saruman bizimle birlikte yaşamaya başladığından bu yana sokakta karşılaştığım kedilerle sohbet eder oldum. Sanırım bunun için İstanbul'daki en uygun sokakta oturuyorum. Çok sevdiğim semtim Kurtuluş, bir sokak hayvanları cenneti, her apartmanın önünde bir su bir de yemek kabı, hiç boşaldıklarını görmedim. Yaşamı paylaşan insanlar daha duyarlı oluyor. Bir kediyi kendini temizlerken görmediyseniz, temizlik anlayışınız eksik kalır; kedi mırıltısını elinizle hissetmediyseniz keyif nasıl paylaşılır tam bilmezsiniz.

Bugün gazetede köpekler için giyim eşyaları hakkında bir haber okudum ve düşündüm, insan niçin köpeğini giydirir. Sonra düşünmeye devam ettim, insan niçin kedi ya da köpek besler. Benim Saruman'ı evde tutarak yaptığım, köpeklerinin cinsini modaya göre seçip onlara pembe kaşmir kazak giydirenlerin yaptıklarının basit hali mi yoksa? Yo hayır, birlikte yaşayacağınız hayvanız siz seçmezsiniz, o sizi seçer öncelikle. Onun sahibi değil, belki bakıcısı belki ev arkadaşı olursunuz. Sanırım bir gün evimizin kapısını sonuna kadar açık bırakacağız. "Sevmek, sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumak, ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir" ne de olsa...

Not: Resim, Selçuk Demirel'in Başka Kediler (Metis Yayınları, 2006) kitabından alınmıştır. Hici'ye koccaman teşekkürler.
"Başlangıçta, Tanrı kediyi kendi suretinde yarattı. Ve, elbette, bunun iyi olduğunu gördü. İyiydi de. Ama kedi tembeldi. Hiçbir şey yapmak istemiyordu. Bu yüzden de daha sonra, birkaç binyıl sonra, Tanrı insanı yarattı. Sırf kediye hizmet etsin, sonsuza kadar kölesi olsun diye. Kediye kayıtsızlık ve sezgi vermişti; insana da kuruntuyu, eliyle iş yapma yeteneğini ve çalışma tutkusunu verdi. İnsan doyasıya kaptırdı buna kendini. Yüzyıllar boyunca, icat, üretim ve yoğun tüketim üzerine temellenen bir uygarlık kurdu. Tek ve gizli bir amacı olan bir uygarlıktı bu: Kediye huzur, barınak ve yemek sunmak. İnsan milyonlarca gereksiz, genellikle saçma sapan nesne icat ederken, tek amacı kedinin rahatı için elzem birkaç nesne üretmekti: radyatör, minder, çanak, talaş kutusu, Breton balıkçı, halı, döşemelik kumaş, hasır sepet; bir de belki radyo, kediler müzik sevdiği için. Ama bunların hiçbirinin farkında değildir insanlar. Çok yaşasınlar. Şükranla anılsınlar. Öyle anıldıklarını sanırlar da. Hayırlısı neyse odur, kedilerin kusursuz dünyasında."
Jacques Sternberg

21 Mart 2007

Öyle bir geçer zaman ki

Sabah servisi kaçırıp işe otobüs ile gelmek durumunda kalınca, toplu taşıma araçlarımızdaki yenilikleri bizzat deneyimleme şansını yakaladım: televizyonlar. Tam otobüslerde bile peşimizi bırakmayan bu renkli müzikli kutulardan şikayet ediyordum ki (yahu bırakın da bari bu yolculuklarda biraz başımızı dinleyelim, bir şeyler okuyalım, sohbet edelim, kendimizle başbaşa kalalım*) Zerrin Özer'in "Paşa Gönlüm" şarkısına denk geldim, ne de güzel klibi varmış, kocaman gülümsedim şarkı boyunca. Güneş de benden yanaydı zaten, mutlu indim otobüsten. Sanırım sabahları radyoyla uyanmak alışkanlığımı geri edinmeliyim.

* Ortaokula giderken müdürümüz velilerin de katıldığı bir törende öğrencilerin serviste geçirdiklerin zamanın asla kayıp olmadığını, bu zamanların ne kadar kıymetli olduğunu anlatmıştı. Servis zamanı değerlidir gerçekten de, ister istemez düşünecek bir zaman parçası olur elinde, insan içine döner, ya da gider başka yerde kuramayacağı arkadaşlıkları kurar. Bütün bunlar olur da, bir önkoşulla, enerjin varsa.

16 Mart 2007

Hiç yatağa sırt üstü uzanıp hiçbir şey yapmadan tavanı seyretmek istediğiniz oldu mu?

3 Mart 2007

Onun her şeyi var, tek eksiği Türkçe konuşmak!

Geçen akşam uzun bir süreden sonra ilk defa televizyona denk geldim, Powertürk Müzik Ödülleri dağıtılıyordu. Bu vesileyle öğrenmiş oldum ki, Türk pop müziğinin önde gelen (!) isimleri Türkçe konuşmayı bilmiyorlar. Hayır, törende teşekkür konuşması yaparken heyecanlanıp dili sürçenlerden ya da topluluk önünde konuşma sorunu olanlardan bahsetmiyorum. Her biri son derece kendinden emin, kendine güvenli görünüyor, hepsi kalabalık topluluklara konserler veren insanlar. Ama ne yazık ki iki lafı bir araya getirip meramlarını anlatamıyorlar.
En son okuduğunuz kitap ne Allah aşkına diye sormak istedim her birine, "Cin Ali Berberde" mi?