24 Nisan 2007

Takanın Reisi

Aşağıdaki kamuoyu araştırması bugün bizzat tarafımca yapılmıştır.
Soru: Bugün açıklanan cumhurbaşkanı adayımız hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cevap: Desteklemiyoruz, Teddy Bear gibi cumhurbaşkanı olur mu be?!

21 Nisan 2007

Boğaziçi

hayat doğuda sessizlik suskunluk anlamında
batıda ise değerli bir taş sanki.
susmak doğuda erdem meziyet anlamında
batıda ise değersiz bir hak gibi.
gülmek doğuda utanç kibir anlamında
batıda ise doğal bir istek sanki.
bilgi doğuda saygınlık itibar anlamında
batıda ise paraya endeksli.

ayır bizi boğaziçi
anlat bizi ayırmadan.

20 Nisan 2007

Kırmızı Koltuk


Geçici başlık demiştim ama kimseden bir öneri gelmediğine göre başlık başıma kaldı :)

Ne yazık ki izlediğim her film için yorum yazamıyorum, bu seferlik yakın dönemde vizyona giren iki Türk filmini seçtim.
  • Mutluluk: Zülfü Livaneli hep müzik yapsın. Yazmasın demiyorum ama Mutluluk'u okuduğumda sağlam başlangıcına ve başarılı kurgusuna rağmen gelişme bölümünden sonraki savrukluk nedeniyle beğenmemiştim. Karakterleri çok güzel yaratmış, ama değişimlerini oturtamamış, olayların içime sinmesini sağlayamamıştı Livaneli. Bu nedenle filmi görmeye pek de niyetli değildim, ta ki fragmanını dinleyinceye kadar. Müziğe vuruldum diyebilirim. Ayrıca görüntü yönetmenini de gözlerinden öpmek istiyorum. Abdullah Oğuz öykünün son kısmını değiştirerek bahsettiğim o savrukluğu bir nevi önlemiş. Kısaca; kitabından daha başarılı, görüntüler ve müziği için görülmeye değer bir film.

  • Adem'in Trenleri: Ne umduk ne bulduk. Filmin açılış sahnesi bizi sert bir drama hazırlarken, jenerik akmaya başlayınca karşımızda sıcacık bir hikayenin olduğunu anladık. Aksak yönleri yok muydu, vardı; ama Cem Özer'in biz unutsak da aslında sinema oyuncusu olduğunu görmek, o güzel jenerik eşliğinde gülümsemek, dünyayı çocukken nasıl görüp yorumladığımızı bir nebze olsun anlamak güzeldi. Bir de Bekir rolünde karşıma son iki kısa filmini şans eseri izleyip yetenekli olsaymış dediğim Atıf Emir Benderlioğlu çıktı ki, yalnız değilmişim sevindim.

19 Nisan 2007

Şikayetim var


Mütemadiyen şikayet ediyorum. Evde dağınıklıktan, işte yoğunluktan, akşamları yorgunluktan, sabahları uykusuzluktan, Taksim'de kalabalıktan, sinemada önüme oturanlardan, Saruman'ın ergenlik sorunlarından, ertelenen gezi turundan, bu ülkede yaşananlardan, yağmur yağmamasından, bilgisayarımın hızlı çalışmamasından, saçlarımın iştediğim şekli almamasından, tepkisiz insanlardan, aşırı tepkili insanlardan, trafikte yol alamamaktan, yan komşunun kavgalarından, param varken zamanımın zamanım varken paramın olmamasından, iç sıkıntılarımdan...
Mütemadiyen şikayet ediyor olmaktan şikayetçiyim! Nerede en yakın şikayet kutusu?

18 Nisan 2007

Burası Türkiye, yok öyle!

Anlamadığım bir şey var. Niye insanlar bir meclisin var olmasını demokrasi için yeterli görür? Sistemin tıkır tıkır çalışıyor olması, yıllardır birilerinin seçilegidiyor olması, her seçim döneminde benzer süreçlerin yaşanıyor olması bizim arkamıza yaslanıp "hakedenin" kazanmasını güven içinde beklememiz için yeterli midir? Bu bir futbol maçı mıdır, fair play var mıdır, yoksa yarışmada yeteneği ya da bilgisi çok olan mı kazanacaktır? İsterse şıkır şıkır çalışıyor olsun, eksik/yanlış kurulmuş bir sistem tam sonuçlar çıkarmaz. 2+2=4 matematiksel bir eşitliktir ve dünya iktidar söz konusu olduğunda hiçbir zaman bu kadar mutlak değildir.

Anlamadığım bir şey daha var. Seçilmiş bir meclis nasıl olur da halkın eleştirilerine çeşitli sıfatlar yapıştırıp 'ben karar vermek için seçildim, sen sus şimdi' der. Meclisin iradesi halkın iradesinden ayrılabilir mi? Milletvekillerinin kendilerini yönetim kurulu üyesi sandıkları, başbakanın da genel müdür havasında yaşadığı bir meclisten ne derece temsili kararlar beklenebilir? Bir şirketin temel hedefi tektir ve bellidir, şirket yönetimi demokratik olma kaygısı taşımaz. Güçler ayrılığını kim tam olarak bilmektedir, kim içine sindirebilmiştir?

Benim anlamadığım çok şey var bu ülkede...

17 Nisan 2007

23 Nisan Kutlu Olsuuun!

Şimdiden duyurayım, bu hafta sonu 27 farklı ülkeden katılan özürlü ve özürsüz çocuk gruplarıyla 23 Nisan'ı kutluyor olacağız. Çocukları güldürmek ve onlarla birlikte gülmek isteyen herkesi bekliyoruz. Hatırlatmak isterim ki şenlik halka açık ve katılım ücretsizdir. Heyecanımızı paylaşmak, gösterileri izlemek, ve yeniden çocuk olmak isteyenler Feshane'ye :)

7 Nisan 2007

MaviGri İstanbul

Şehirlerin kendilerine ait kimlikleri var, İstabul'unki rengi. Dün sabah Boğaz köprüsünü geçerken emin oldum, bu şehir en çok mavi-gri görünürken kendisi oluyor. Güneşli havaları sevmediğimden değil, ama güneş İstanbul'un canlılığını azaltıyor, hafifliyor sanki şehir, sıradanlaşıyor. Halbuki asıl İstanbul, yağmurun yüzünüze tükürür gibi yağdığı, hatta yağmayıp havada asılı kaldığı, bana 10 gün arka arkaya takvime bulut ve şimşek çizdiren, Eren'in deyişiyle öyle günlerde otobüslerin sesinin bile farklı olduğu yer, yağmurun rengi mavi ve gri. İstanbul'da öyle.

6 Nisan 2007

Mükemmel Hayatlar

En iyi okullarda okumalı, en yüksek notlarla mezun olmalıyız. Kariyer yolunda en başarılı başlangıcı yapmalı, en dolgun maaşlarla çalışmalıyız. Hep en doğru kararları vermeliyiz. Sadece vizyondaki filmleri bilmemiz yetmez, festivalleri takip etmeli, ana akımları anlamalıyız. Bir ucundan müziğe bulaşmalı, sporun bir dalıyla uğraşıyor olmalıyız. Tüm dolaplarımız yepyeni şeylerle dolu olmalı. En mutlu evliliği yapıp, mükemmel çocuklar yetiştirmeliyiz. Bir sürü arkadaşımız olmalı, en popüler biz olmalıyız. Hep en genç, en güzel, en iyi, en başarılı, en en en...
Peki tüm bu koşuşturmacanın sonunda hayattan geçer not alabilecek miyiz? Yoksa tıpkı bizim gibi fanilerden aldığımız puanlar mı bu sınav stresinin sebebi? Geçmek ya da kalmak yok, sadece hayat var.