30 Mayıs 2007

Kısa Öykü I

Dışarıdaki havanın güzelliğine bakmaksızın uyku bastırıyordu.

Turumcunun gözleri, önceki gecenin mirası olan uykusuzluk yüzünden kapanmamak için direnirken, parmakları klavyenin üzerinde şıkır şıkır dolanaraktan görevlerini yerine getirmekteydi.

Ama o da ne! Bunca uykulu halde, turumcu her an bir hata yapabilir, hem kendi hem de yaptığı işin güvenliğini tehlikeye atabilirdi. Mağrur ama uykulu kahramanımız bu durumdan kurtulmak için ne yapmalıydı?

Ne çay ne de kahveden hazzeden turumcu, kurtuluş ışığını yine önünde durmakta olan bilgisayarda buldu. Kısa ama keyifli bir kaçamağın kime ne zararı dokunurdu!

29 Mayıs 2007

Metronom

Yerleşik hayatın egemen yaşam biçimi sayıldığı, göçebe kültürlerin sözde medeni olanlarca hor görüldüğü dünyamızda, yaşadığımız toprağa derinlemesine kök salmak üzerine kurulu düzen. Bavulunu, sırt çantanı, yeri geldiğinde sadece başını alıp gitmenin adı çoğu zaman kaçış konur, ama içten içe özenilen bir durumdur. Öylesine ilginç bir tezat ki bu, o yersiz yurtsuz olarak nitelendirdiğimiz çingenelerin müziği giyimi cümbüşü renkleri dönem dönem moda olur, ya gıpta edilir ya taklit. Halbuki zamana meydan okumaktır hareket, dilimlemezsek başını sonunu kaçıracağımız sonsuzlukta bir farkındalık yaratmaktır. Sahip olmak kutsanırken günümüzde, eşlik etmek unutulur. Ritme kulak verin, kalbiniz bile yerinde durmuyor, ne de damarlarınızdaki kanınız. Başkalarının durağanlığında kaybolmayın, yüreğinizin ayaklarınızın elinizden tutanların götürdüğe yere gidin.

25 Mayıs 2007

Benim Sinemalarım

Tecrübeyle sabittir ki (dün tekrar sabitlenmiştir), ben filmleri sadece izlemiyorum, aynı zamanda yaşıyorum da. Bu yüzden amacım sadece film izlemek değil, sinemada film izlemek. Perdeye yansıyan o görüntü beni içine çekiyor; soru soranla birlikte cevap arıyor, sıkıntı çekenin çilesine ortak oluyor, tatmin olanın keyfini paylaşıyorum. Üstelik bu paylaşım salonla sınırlı kalmıyor hiçbir zaman; soruların cevapları aranmaya, sıkıntılı ya da mutlu ruh durumu sonraki zamanlara taşınmaya devam ediyor bir süreliğine de olsa.

Dün yanyana sinema koltuklarına dizilmiş Sunshine'ı izleyen 5 bayan içinde, eline koluna hakim olamayıp gerim gerim gerilen, kalbinin atış hızı onca inişli çıkışlı bir grafik izleyen, bunların sonucu çıkışta kafası zonklayan bir ben vardım. İşte bu ayrıcalığın farkında olarak, geceyi keyifle noktaladım.

Not: Birlikte gerilim filmi izlerken kolunun kangren olmasından çekinmeyen izleyiciler aranıyor!

Not2: Yukarıdaki fotoğraf Cannes Film Festivali'nin 60. yıl posterinden alınmıştır.

21 Mayıs 2007

Karma

İstanbul'a yağmur yağdı a dostlar; hem de tam 10 dakika. Ben ki ne yağmur ne ıslaklık pek sevmem, yine de zevkle seyrettim cama vuran damlaları, özlemişim İstanbul'un İstanbul olduğu zamanları.

Yanımızın yanındaki binayı yıkıyorlar. Arka balkondan bakınca avluda tam çaprazımızda kalıyor. Kocaaaman bina, bir sürü yaşanmışlık, anılar, ev bark, iki adamın elindeki balyozlarla paramparça oluyor günbegün. İşte tam da bu sırada, ofisteki penceremin önünde bir hareketlilik, bir serçe camın üzerindeki kuytuya yuva yapıyor. Her gün bıkmadan yorulmadan dal yaprak tel çırpı ne bulursa taşıyor.

Sabah uyanıp kafamı kaldırdığımda karşıma çıkan, kapının üzerinde tavanı koklamakla meşgul dört pati bir çift göz. Artık uçan bir kedimiz var. Ve ben Saruman'la ilgili bir günlük tutmamanın pişmanlığını yaşıyorum.

Zaman geçiyor, sevmediğim tek sayıyla biten yıllardan biri daha geçiyor, ama çiftlerdan daha hızlı ya da yavaş değil. Kışlıkları kaldırma ve gecelikle uyuma vakti geldi. Gitme vakti de gelecek mi?

10 Mayıs 2007

Hatıralar sarmış dört bir yanımı

Ne zaman karışık çerez yesem, aklıma eskiden ailemle kutladığımız yılbaşları geliyor. O zamanlar yılbaşı normalde yemediğimiz kadar çok cips çerez kola tükettiğimiz, televizyonun normalde olmadığı kadar dolu dolu yayın yaptığı, normalde uyanık kalmayacağımız saatlere kadar ailecek birlikte oturduğumuz geceydi. Hediyeler, hararetli alışverişler yoktu, bir sonraki sene için verilen büyük sözler de yoktu. Benim içim sene haziranda bitiyor eylülde başlıyordu, ve sömestırın son günü yılbaşından çok daha önemliydi. Daha sonra bavullarımı toplayıp üniversiteye başlamamla birlikte, yılbaşı kavramım değişti, hep birlikte dışarıda hem rahat hem eğlenceli ama mutlaka dışarıda bir kutlama arar olduk. Saat tam 12yi vurduğunda, belki Boğaz kenarında, belki konser alanında, sevdiklerim bazen yanımda bazen telefonun diğer ucunda, sesimi duyurmaya çalışırdım coşkuyla. Şimdi ise evimde sevdiğim çekirdek kadro eşliğinde yine hem rahat hem keyifli ama mutlaka evimde bir kutlama yaşıyorum. Karışık çerez ise yerini karışmamış en sevilenlere bırakıyor...

6 Mayıs 2007

Benim bildiğim senin bildiğin, senin bildiğin benim bildiğim

Hafta sonunun son demlerinde;

bulaşıklar yıkanmış, sarumanın ergenlik sorunlarının izleri ortadan kaldırılmış, çamaşırlar makinede dönmekte iken;

AKP bir yandan cumhurbaşkanını halk seçecek mesajları verip bir yandan 367'yi yakalama hesapları yaparken;

taraftarlar radikal fanatikliğe, Fenerbahçe şampiyonluğa ilerlerken;

köşe yazarları komplo teorileri, ara sayfalar yazın gelmesinden memnun magazin haberleri peşinde koşarken;

1 Mayıs'ta tüm İstanbul'a sansür uygulanmış, Taksim'de bulunmak isteyenlere işkence yapılmış, buna inat 2. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali sürerken;

bahar hatta yaz gelmiş, yeni moda rugan ve burnu açık ayakkabılar vitrinlere çıkmışken;

bir güzellik yapın, internetteki en önemli bilgi kaynaklarından, özgür ansiklopedi Vikipedi'ye (uluslararası ismiyle Wikipedia, the free encyclopedia'ya) destek olun; paranız varsa bağış ile, zamanınız varsa makale çevirisi ya da bizzat kendi bilgi dağarcığınız ile. Her ikisi de yok diyorsanız, bir an önce bir yaşam edinmenizi şiddetle tavsiye ediyorum! (Evet birebir İngilizce'den çeviridir, get a life!)