29 Mayıs 2007

Metronom

Yerleşik hayatın egemen yaşam biçimi sayıldığı, göçebe kültürlerin sözde medeni olanlarca hor görüldüğü dünyamızda, yaşadığımız toprağa derinlemesine kök salmak üzerine kurulu düzen. Bavulunu, sırt çantanı, yeri geldiğinde sadece başını alıp gitmenin adı çoğu zaman kaçış konur, ama içten içe özenilen bir durumdur. Öylesine ilginç bir tezat ki bu, o yersiz yurtsuz olarak nitelendirdiğimiz çingenelerin müziği giyimi cümbüşü renkleri dönem dönem moda olur, ya gıpta edilir ya taklit. Halbuki zamana meydan okumaktır hareket, dilimlemezsek başını sonunu kaçıracağımız sonsuzlukta bir farkındalık yaratmaktır. Sahip olmak kutsanırken günümüzde, eşlik etmek unutulur. Ritme kulak verin, kalbiniz bile yerinde durmuyor, ne de damarlarınızdaki kanınız. Başkalarının durağanlığında kaybolmayın, yüreğinizin ayaklarınızın elinizden tutanların götürdüğe yere gidin.

2 yorum:

edgerunner dedi ki...

Hareket göreceli bişeydir ki. Kendini mekana sabitleyen biri zamanın ileri gittiğini görür, halbuki kendisi de zamana göre geri gidiyodur aslında.

turumcu dedi ki...

Maalesef bu yoruma katılmıyorum. Hareketin göreceli olduğu doğru, referans noktamıza göre hareketliliğimiz değişir; ama mekanı ve zamanı eksen olarak almak yanlış bence, karşılaştırılabilir şeyler değil çünkü. Kendini mekana sabitlemeyen kişi zamanın ileri gittiğini görmez mi? Bir noktaya göre geri ileri gidilebilir ama bütünsel zaman için geri gitmek sözünü pek anladığımı söyleyemem.

Bir de şöyle bir durum var, aslında dünyayla birlikte hepimiz hareket ediyoruz zaten denebilir. Ama denmemelidir. Çünkü buna demagoyi yapmak diyoruz :)