30 Mayıs 2007

Kısa Öykü I

Dışarıdaki havanın güzelliğine bakmaksızın uyku bastırıyordu.

Turumcunun gözleri, önceki gecenin mirası olan uykusuzluk yüzünden kapanmamak için direnirken, parmakları klavyenin üzerinde şıkır şıkır dolanaraktan görevlerini yerine getirmekteydi.

Ama o da ne! Bunca uykulu halde, turumcu her an bir hata yapabilir, hem kendi hem de yaptığı işin güvenliğini tehlikeye atabilirdi. Mağrur ama uykulu kahramanımız bu durumdan kurtulmak için ne yapmalıydı?

Ne çay ne de kahveden hazzeden turumcu, kurtuluş ışığını yine önünde durmakta olan bilgisayarda buldu. Kısa ama keyifli bir kaçamağın kime ne zararı dokunurdu!

7 yorum:

edgerunner dedi ki...

Açtı mesaj penceresini, yazdı da yazdı. Ama o da ne? Cevap mevap yoktu. Önce uzun bi "offf" çekti, sonra dudaklarını büzüp ekrana bakıp beklemeye başladı. Daha yazmak istiyodu ama cevapsız kalmak hiç te tatlı değildi doğrusu.

turumcu dedi ki...

Ayağa kalktı cama yaklaştı. Geçen haftalarda yağan çamurlu yağmurun camda kalan izleri yüzünden dışarıdan yansıyan renkler cansızdı. Otomatik perdeyi açmaya yeltendi, serçe yuvasını hatırlayıp vazgeçti.

Geceden kalan uykusuzluk yaz başından itibaren doğayla tam tezat şekilde çalımaya programlanmış klimanın marifetleriyle birleşince, mağrur ama uykulu turumcu bir de baş ağrısından muzdarip mi olacaktı.

Ekrana doğru yönelirken birden masaüstünde bir pencerenin yanıp sönen ışığıyla karşılaştı. Yoksa?

edgerunner dedi ki...

İki nokta üst üste, kapa parantez. Neydi ki bu? Dalga mı geçiyodu yoksa sıcak bi gülücük mü atmıştı. Hakikaten çok mu meşguldü yoksa cevap yazmaya üşeniyo muydu?

turumcu dedi ki...

Çok da uğraşamayacağım diye geçirip içinden pencereyi kapattı. Aslında ekranı da kapatıp dışarı çıkmak istiyordu canı. Ayakkabılarını çıkarıp çimlere uzanmak. Küçükken her bulutu ilk bakışta bir canlıya benzetme yeteneği vardı. Şimdi de uğraşsa benzetebilirdi belki.

Öğle yemeğinden kalan kirazları aldı, mutfağa götürüp yıkadı. Güzel görünüyordu kirazlar, renkli sulu ve dolgun. Bir nefeste üç kirazı ağzına atarak işinin başına döndü. Eveet yine başbaşayız, uykuyu da gönderiyorum, seni bir güzel haklayacağım, diye geçirdi içinden. Parmaklar eski ritimde çalışmaya koyuldular.

jesterdvine dedi ki...

Yine erken kalktı pencere altı yatağından. Açtı gözlerini erken kalkmanın pişmanlığı olmadan. On haftadır klasik olan "Perşembe Sonrası Sabahı" hapını yuttu ve baktı daha iyi hissetti. Bu güzeldi. İlacı kötüye kullanmalıydı :)
Ardından öğlen 12:30'a kadar yapacak iş bulmaya çalıştı kendine. Ama tüm çabalar nafile idi. Üzüldü.

İki insan evladı konuşurken üçünüsüne nahoş şeyler tüketmek yakışır. Ama üçüncü kişilerin zaman zaman olmaz umrunda. Onlar tüketim delileridir. Onlar boştur, beleştir, sıkıntılıdır, bir yıllık Avonex iğnesi stoğu olan ve reçetelerinde de bolca Modiodal yazanlardır.

turumcu dedi ki...

Durdu. Son yazdıklarını tekrar okudu, istediği yönde ilerlediğinden emin olmadığı için birkaç cümle silecek gibi oldu, ama vazgeçip olduğu gibi bıraktı. İç güdülerine güvenmeyi öğrenmiş, parmaklarına özgürlük verdiği sürece daha iyi sonuç aldığını görmüştü. Yeter ki üzerinde zamanın baskısını hissetmesin.

jesterdvine dedi ki...

Bileğinin ağrıdığını hissetti. Garipti ki üstünde de beklenmedik bir ağırlık vardı. O Modiodal ile tam tersi olması gerekir diye düşündü. Açlığına yordu ağırlığı. Kahvaltı yapmamıştı ne de olsa. Bir değişiklik düşündü. Sonra yazdığı tüm bunlar ona boş, bomboş geldi. Tamamen silecek gibi oldu, hiç yazmamış olacaktı. Ama hayır "yeni hayatı" böyle ürkek değildi. Ve noktayı koydu bu yoruma.