18 Kasım 2007

Eskilerden bir demet

Geçen gün film seanslarını öğrenmek için sinema sitelerini dolaşırken, taa eskilerden kalma film yorumlarımı buldum. Sanırım 2. sınıfın ortalarında bir zaman, sinema.com hala eli yüzü düzgün ve adam gibi bir siteyken, izlediğim filmlerle ilgili kısa yorumlar yazma girişimim olmuş. "muş" diyorum çünkü hangi filme ne yazmışım hiç hatırlamıyordum görünceye kadar. Bir kısmı çok "cheesy" olsa da, yorumları buraya aktarmak istedim. Yaşlanmak böyle bir şey işte :)

Hamam (Hamam, Ferzan Özepetek, 1997)
Beni hem Ferzan Özpetek'e hem de İstanbul'a hayran bırakan film, belki de şu an bu şehirde yaşıyor olmamın sebebi! Bir şehrin insanı nasıl kendine bağlayıp değiştirebileceğinin en güzel sunumu!

Tesis (Tez, Alejandro Amenabar, 1996)
Çok iyi bir gerilim filmi. Yönetmen şiddete karşı duruşunu en iyi şekilde ortaya koymuş, filmde şiddet görüntülerini olabildiğince az kullanarak vermek istediği mesajı süper iletmiş bence.

Sibirskiy Tsiryulnik (Sibirya Berberi, Nikita Mikhalkov, 1998)
Arkadaşlık, dayanışma, aşk ve hepsinden önce RUSYA. Umarım günün birinde Türkiye için de insanların içini bu derece orada olma ve keşfetme isteğiyle doldurabilecek bir film çekilir.

Chocolat (Çikolata, Lasse Hallström, 2000)
Filmin bitiminde dönüp tüm salondaki izleyicilere baktım, hepsinin yüzünde kocaman birer gülümseme vardı! Böylesine güzel bir film, böylesine güzel bir son. Çok sıcak çok insancıl, tıpkı sıcak çikolata gibi.

Vidocq (Pitof, 2001)
Şaşırtıcı finali ve daha sonra tüm olayları birbirine bağlamak için göstereceğiniz çabadan dolayı izlemeye değer. Finallerin hemen bitiminde izlediğim için belki ama bazı sahneler beni fazlasıyla yordu ve bence yeteri kadar net değildi. Edgar Allan Poe hayranlarının izlemesi gerek yorumuna ben de katılıyorum.

L'ultimo Bacio (Son Öpücük, Gabriele Muccino, 2001)
Afisinden beklenmeyecek kadar akıcı ve dolu dolu bir film! insan ilişkilerinde mutlak doğruların olmadığını, yaşananlarda haklıyla haksızlıgın içiçe oldugunu anlatıyor. bu arada italyan filmlerinin müzikleri süper oluyor bence.

Amen (Amen, Costa Gavras, 2002)
Etkileyici! Bir insanın tüm hayatını üzerine kurdugu degerlere olan inancının yıkılmasının sonuclarını gördüm filmde! bu degerler ister bir insana, ister politik ya da dini bir sisteme dayalı olsun inancın sarsılması insanın umudunun kalmaması gibi bir etki yaratıyor. filmi izleyenler sanırım sorgulamadan kabul ettikleri her şeyi yeniden gözden geçirecekler, ve kendilerini dünyada yaşananlar hakkında daha fazla sorumlu hissedecekler.

El Crimen del Padre Amaro (Peder Amaro'nun Günahı, Carlos Carrera, 2002)

Sonunda "E yani ne oldu, bu muydu, kahrolsun erkekler!" dedirtti bize. Film kilisenin günahlarını Amaro'nun yaptıklarıyla yansıtmaktan çok, genç rahibin ne kadar bencil olduğunu anlatıyor. Filmi görmeden önce okuduğumuz 'aşkıyla kilisenin arasında kalan tutkulu aşık rahip' yazılarından etkilendiğimiz için olsa gerek, tutku ya da arada kalmışlıktan çok katıksız düşüncesizlik ve bencillikle karşılaşınca hayalkırıklığına uğradık.

The Magdalene Sisters (Günahkar Rahibeler, Peter Mullan, 2002)
Dogmacı din duygusundan çok, din çatısı altında sunulan duyarsızlık, bulunduğu konumu sömürme ve gücünü kabul ettirme gösterisi var bu filmde. Bence en önemli nokta, kızların bu iktidarı nasıl kabullendikleri. biraraya gelip başkaldırmaları durumunda hepsi özgür kalabilecekken sinmeleri insanın kendi gücünü nasıl da görmezden gelebildigine iyi bir örnek. bu yüzden de filmin sonu bence çok önemli.

8 Femmes (8 Kadın, François Ozon, 2002)
Tam olarak belirli bir türe sığdırılamayacak bir film bence. 8 kadın da çok başarılı yansıtılmış. Özellikle Isabelle Huppert'ın oyunculuğuna dikkat!

Hable Con Ella (Konuş Onunla, Pedro Almodovar, 2002)
Çok narin ve insancıl bir film! Marco'nun sevdiğiyle paylaşamadığı güzellikler için ağlaması da bunun en güzel göstergesi...

Hiç yorum yok: