30 Mart 2008

Düüt düt düt! Bu iş yerinde grev var!

Cuma günü eve dönerken serviste kulak misafiri olduğum konuşmaları aktarmak isterim:
Efendim, biz ne kadar tembel bir milletmişiz, aylaklığa alışmışız, sendikalar çıkarları zarar gördüğü için bu kadar tantana yapıyormuş, grev yapıp vatandaşı mağdur duruma düşürüyormuş. Almanya'da 65 yaşından önce emeklilik yokmuş, ama biz kolaya alışmışız, olur muymuş, mış miş muş...
A benim canım vatandaşım, önce hakkını bileceksin, hem kendininkini, hem ötekininkini berininkini, bileceksin ki eşitsizliklere, haksız kısıtlamalara söyleyecek sözün olsun. Bileceksin ki nice işçi sendikasının biraraya geldiği iş bırakma eylemini tembellik gibi kof ve kolaya kaçan bir sıfatla yorumlamayasın. Herkesi kendin gibi koşullarda çalışıyor sanmayasın; her daim tamah etmeyi erdemden, sesini yükseltip şikayet etmeyi bozgunculuktan saymayasın.
Benim sevgili vatandaşım, bütün diğer etmenleri yok ya da denk sayıp illa güzide garp ülkeleriyle kıyaslama yapacaksan, Almanya'daki emeklilik yaşının yanı sıra Fransa'daki haftalık çalışma saatlerini araştırıp okumanı tavsiye ederim. Batı Avrupa'da çalışma koşulları, ücretler, haklar nedir, burada ne kadarı geçerlidir, her iki ülkede eşit sürelerde çalışan insanların yıpranma katsayıları nedir önce öğreneceksin, öğreneceksin ki tembel miyiz değil miyiz gerçekten karar verebilesin.

Ah benim güzel vatandaşım, sen yeter ki düdüklenmeyi iste, düdükleyen bol bol bulunur ne de olsa!

27 Mart 2008

Nerede bu pause tuşu?

Yoğunlaştırılmış iş ritmimden dolayı sersemlemiş bir şekilde koşuştururken etrafta, bir an için hayatı donduruyorum:

- Ali Muhittin Hacı Bekir'den koca bir kesekağıdı dolusu fındıklı akide şekeri aldım bu hafta sonu, çok seviyorum çok, ne kadar yesem doymaaaam!
- Her sabah servise yetişme telaşında karşılaştığım, mihenk taşı niteliğinde iki ortaokul kızı var. Bizim köşeden başlayıp sokağın sonuna kadar aynı rotayı paylaşıyoruz. Eğer yolun başında onların önüne geçersem, servise yetişebileceğimi anlayıp rahatlıyorum.
- Bahar geldi, etraf güzellendi. Kimse dillendirmiyor diye midir, sanki çiçeklenen ağaçların o insana enerji veren güzelliğini bir ben görüyorum. İçim kıpır kıpır oluyor dümdüz kantin bahçesinin ortasında pembiş çiçekleriyle tostop duran ağacı gördükçe. Çıkıp iki kare fotoğraf çekemediğime yanarım...
- Cumartesi günü İstanbul Film Festivali'nin üç buçuk saatten uzun süren bilet kuyruğunda önümüzde yer alan, Hici ile birlikte sık sık tebessüm etmemizi sağlayan, Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olduğunu düşündüğüm bayanlara burdan selam ederim!
- Torunlarım büyüyor, görseniz öyle güzeller ki, elimde olsa her gün ziyaretlerine gideceğim. Dünya üzerinde yavrular biz onları sevelim de kıyamayıp besleyelim büyütelim diye ayrı bir sevimli doğuyorlar sanırım.

Now, play!