27 Mart 2008

Nerede bu pause tuşu?

Yoğunlaştırılmış iş ritmimden dolayı sersemlemiş bir şekilde koşuştururken etrafta, bir an için hayatı donduruyorum:

- Ali Muhittin Hacı Bekir'den koca bir kesekağıdı dolusu fındıklı akide şekeri aldım bu hafta sonu, çok seviyorum çok, ne kadar yesem doymaaaam!
- Her sabah servise yetişme telaşında karşılaştığım, mihenk taşı niteliğinde iki ortaokul kızı var. Bizim köşeden başlayıp sokağın sonuna kadar aynı rotayı paylaşıyoruz. Eğer yolun başında onların önüne geçersem, servise yetişebileceğimi anlayıp rahatlıyorum.
- Bahar geldi, etraf güzellendi. Kimse dillendirmiyor diye midir, sanki çiçeklenen ağaçların o insana enerji veren güzelliğini bir ben görüyorum. İçim kıpır kıpır oluyor dümdüz kantin bahçesinin ortasında pembiş çiçekleriyle tostop duran ağacı gördükçe. Çıkıp iki kare fotoğraf çekemediğime yanarım...
- Cumartesi günü İstanbul Film Festivali'nin üç buçuk saatten uzun süren bilet kuyruğunda önümüzde yer alan, Hici ile birlikte sık sık tebessüm etmemizi sağlayan, Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olduğunu düşündüğüm bayanlara burdan selam ederim!
- Torunlarım büyüyor, görseniz öyle güzeller ki, elimde olsa her gün ziyaretlerine gideceğim. Dünya üzerinde yavrular biz onları sevelim de kıyamayıp besleyelim büyütelim diye ayrı bir sevimli doğuyorlar sanırım.

Now, play!

3 yorum:

La Santa Roja dedi ki...

Şeker hakket çok şukela idi, nım nım nım :D İş miş yalan işler, blog yazısız ve fotoğrafsız bırakmayın bizleri sayın Turumcu. Festival biletlerimi alıp beni o kuyruktan kurtarmanız sebebiyle de size sonsuuzz teşekkürlerimi sunuyorum öhöm öhöm

Elif dedi ki...

Yaşşasııın!:) Çok mutlu oldum yeni yazını görünce, lütfen "Pause" tuşuna uzuuunca bir süre elin gitmesin, biz yazılarınla pek şahaneyiz, tastamamız.

turumcu dedi ki...

Bir daha bu kadar uzun soluklu ara vermemek dileklerimle diyeyim o zaman ben de :)