22 Ekim 2008

Patatas Bravas

Bir önceki postta da belirttiğim üzere, bayram tatilini fırsat bilip dünyada yaşamayı en çok istediğim yere, Barcelona'ya bir haftalık bir gezi düzenledik. İşte uzun süredir defterimde bekleyen gezi notları:
Gidiş - dönüş tarihleri: 29 Eylül - 6 Ekim
Her zamanki gibi, öngörülenden çok daha fazla iş, uçuş öncesi sabaha kaldı. Havaş'a binmek üzere evden çıkmamız gereken saatte daha edgerunner saçlarımı kesiyordu. Ama kolumda saat olduğu müddetçe güç benim yanımda, havalanına zamanında varıp Advantage Lounge'da yemek bile yidik :)
Yaşlanıyor muyum ne, eskiden uçaklarla ilgili hiçbir kaygım yokken artık kalkışlarda gözlerimi sıkı sıkı kapatıp kalp atışlarımı yavaşlatmaya odaklanıyorum. Yoo kaybedecek şeylerim artmadı aslında, ama endişelerim mi çoğaldı acaba?
Barcelona'ya girdiğimiz zaman ilk dikkatimi çeken, yani bizi havaalanından şehre getiren otobüsteyken ilk gözlemlediğim şey, motorsikletlerin trafikteki yoğunluğu, kadın motorsiklet sürücülerinin çokluğu ve bütün sürücülerin (+yolcuların) mutlaka kask kullanması oldu.
7 gün boyunca kimseye yol sormak zorunda kalmadan çoğunlukla yürüyerek (şansımıza hava çok güneşliydi) ama gerektiğinde metro ve otobüs de kullanarak şehrin büyük bir kısmını dolaştık. Yönlendirme sistemleri o kadar başarılı ki, hiç Katalanca bilmeseniz de, istediğiniz yere kolayca ulaşabiliyorsunuz. Örneğin, pazar günü sadece öğlene kadar açık olduğunu bilmediğimizden kapısının önünde kalakaldığımız Miro müzesinden kendi başımıza yarım saat içerisinde aktarmalı olarak otobüs ile Park Güell'e gitmeyi başardık. Halbuki bir de İstanbul'u düşünün, hangi duraktan hangi otobüs saat kaçta geçer, o otobüs hangi duraklarda durup hangi yöne gider, sormadıkça bilinmez, doğru bilgi alacağınız da şüphelidir.
Ekim ayının başında gitmemize rağmen, şehir dünyanın dört bir yanından gelmiş turistlerle doluydu. Benim en sıklıkla karşılaştığım Amerikalı ve Hollandalı turistler oldu. Bununla birlikte şaşırtıcı şekilde Uzakdoğu'dan gelen turist sayısı çok azdı. Ama edgerunner tatil boyunca çektiği 900 kare fotoğraf ile Japonları aratmadı. Turizm İspanya'nın en önemli gelir kaynaklarından biri olsa gerek. Turistler için hazırlanmış turların, gezi rotalarının, alışveriş imkanlarının bolluğu insanın ağzını açık bırakıyor. Barcelona'yla kıyaslanınca pek çok ülke kendini pazarlama konusunda sınıfta kalır.
Barcelona hem Gaudi sayesinde bir nevi açık hava müzesi (yine de bu tanımın Roma için daha uygun olduğunu düşünüyorum), hem de farklı çeşitlilikteki sergi ve müzeleri ile kocaman bir sanat çeşnisi. Müze gezmeye zaman ayıracaklara Artticket almalarını öneriyorum. Hem farklı seçkileri (2 adet modern sanat müzesi, 2 adet kişisel ressam müzesi, 1 adet mimari müze, 1 adet ulusal sanat müzesi) hem de uygun fiyatıyla bence oldukça kolaylık sağlayıcı bir uygulama. Bize ilk gittiğimiz gün Barcelona'yı gezmek için 4 gün yeterli demişlerdi, sanırım bu oldukça turistik bir zaman birimi. Keza biz yapmak/gezmek/görmek istediklerimizi 1 haftaya sığdıramadık.
Barcelona'ya ait en beğendiğim yaşamsal düzenlemelerden biri ise bisikletlerle ilgili. Bicing isimli firma, şehrin dört bir yanına bisiklet park alanları koymuş. Ve Bicing'e ait olan bisikletleri bu park alanlarına bırakarak ortak olarak kullanabiliyorsunuz. Bir üyelik kartınız var (sanırım kontör ya da zaman bazlı sözleşme yapılıyordur)
, bu kartı okutarak herhangi bir park yerindeki bir bisikleri alıyor ve gitmek istediğiniz yere yakın diğer park yerine bırakıyorsunuz. Bisikletim çalındı, nereye park edeceğim, garajım yok, evim 5. katta bisikleti nasıl indirip çıkartacağım, gidişi bisikletle yapıyorum ama dönüşte otobüse binmek istiyorum nasıl olacak bu dertlerine son. Çevreyle dost, insanla dost ulaşımı destekliyoruz :)
Tabi bir de, Katalan milliyetçiliğine değinmek gerek. Şehirde İspanya'ya atıfta bulunulan tek şey sanırım iki dilli tabelalardaki "İspanyolca" başlığı. Ekonomik olarak da ülkeye bağımlı bir hali olmayan Barcelona, Katalan milliyetçiliği konusunda oldukça hassas. Gerçi bu gidişimde konuyu orada yaşayan insanlarla tartışamadım hiç, ama gözlemlerimden çıkardığım sonuç yoğun olarak kendini hissettiriyor.
Sürekli yapım halindeki, kocaman bir şantiyeyi andıran İstanbul'dan sonra, Barcelona'da yaşamak bir kez daha çok cazip geldi. Ulaşımın kolaylığı, şehrin yaşayan insanlar düşünülerek oluşturulmuş yapısı, denizle barışık durması, insanların tanıdık gelmesi... Geniş bulvarları, güzel tarihi binaları, parkları, meydanları, uzun plajları...
Gidince görmeden dönmemeniz gerekenler: Gaudi'nin bütün eserleri, özellikle La Pedrera, Park Güell, La Sagrada Familia; Palau de la Música Catalana; Parc de la Ciutadella; Port Vell; Museu Nacional D'art De Catalunya.

4 yorum:

La Santa Roja dedi ki...

Gidince beni de görmeden gelmeyin, keza turumcu öyle yaptı :p
Yemek olayından da bahsetsene kuzum, 1 hafta ekmek arası omlet yemekten bağırsaklarım düğümlendi benim. Siz daha başarılıymışsınız bu konuda sanırım.
Ha, bir not da benden. Haftalık metro/otobüs/vb. biletinden almayın, 10 binmeliklerden alın bittikçe yenisini alırsınız. Zira elimde patladı bilet. Yakışıklı bir amigo bulup veremedim de o aceleden. Barcelona'da onlardan bulamamak da zor yani...

turumcu dedi ki...

O amigolar Meksika'da kupa kraliçem, Barcelona'da olanlar piercingli, sakallı que guapolar :D
Hakkatten nasıl da buldum ama seni elimle koymuş gibi daha ilk geldiğimiz gün :) Yazıda bahsetmemişim ama çok pis navigation özelliğim vardır, yer yön benden sorulur :P Yemek konusunda ben hayatımdan memnundum ama edgerunner hayal kırıklığına uğradı biraz. Onun göbeğini tatmin etmesi benimkinden çok daha zor ne de olsa:)) Özellikle şarap tüketmelerini öneriyorum ben gidenlere, kaliteli şarapları oldukça uygun fiyata bulabilirler marketlerde.

lúthien dedi ki...

pekiii nerede kaldiniz? o detay atlanmis :) sana freddie mercurynin sesinden kocaman bir barselooooooğğnaaaaa gonderiyorum betulcanim.

http://www.youtube.com/watch?v=QFLu6bu7LEk
Ayca

turumcu dedi ki...

Evet haklısın ayçacanım, tümüyle es geçmişim o konuyu. Gitmeden önce bir süre hospitalityclub'dan bizi ağırlayacak gönüllü aradım ama 2 kişiyi 1 hafta misafir edecek babayiğit bulamadım. Biz de işini son dakikaya bırakan tiplemeler olarak uçuş öncesi internetten bulduğumuz Apt. Corsega adındaki bir apartman dairesinin ortak mutfak özel banyolu odasında kaldık. Barcelona'da oldukça yoğun olarak kullanılan bir yöntem bu, daireler odalarına bölünmüş, kaç kişi kalacağına göre oda ya da tüm daireyi kiralamak mümkün. Üstelik uzun dönemli kalma şartı da aranmıyor. Hem Hostel'den daha güvenli ve temiz hem de ulaşım açısından son derece pratik. Biz kaldığımız yerden çok memnun ayrıldık :)
yutup çekmiyor burda biliyorsun, sen söyle ordan ben duyarım :)