30 Kasım 2008

Annemin sesiyle güne uyansam...

Sabahları telefonun alarmıyla uyanmaktan sıkıldım ben!

27 Kasım 2008

Günün sözü

"Büyükbabam, herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı, derdi. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey, öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler. Ne yaptığın önemli değil, derdi, yeter ki sen ellerini onun üzerinden çektiğin zaman, ona dokunduğun zamanki halini değiştiren bir şey yapmış olasın."

Fahrenheit 451, Ray Bradbury, İthaki Yayınları

26 Kasım 2008

Hollywood'dan taleplerim var!

  1. Al Pacino polis memurunu, FBI ajanını, dedektifi oynamasın ya da herhangi bir şekilde polislerle ilgili, seri katillerin konu edildiği filmlerde yer almasın.
  2. Terminator Salvation teasırında bizi coşturduğu kadar iyi çıksın ve Christian Bale en az Edward Furlong kadar unutulmaz bir John Conner yaratsın.
  3. God bless Robert Downey Jr!

2 Kasım 2008

Ben Turumcu Hanım Nasılım?

Bu sene filmekimi benim için oldukça verimsiz geçti. Gişeyi ilk defa hafta içi bir gün açtıkları, biz çalışan insanları Biletix'e mecbur bıraktıkları ve ben de monopol gücünü abuk subuk kullanan Biletix'e gıcık olup online alışveriş yapmadığım için, gişeye ancak hafta sonu ulaşabildim, ve görmek istediğim filmlerin hiçbir seansına bilet bulamadım. Bu durumda gözümü karartıp uygun olan 2 filme balıklama atladım, sonuç yarı hüsran oldu. Wong Kar-wai'nin 14 sene sonra yeniden kurguladığı "Zamanın Külleri"ni, yönetmenin önceki filmlerinden oluşan beklentiyle izlemememiz gerekiyormuş. İsrailli yönetmen Eran Riklis'in "Limon Ağacı"nın ardına da öncekinin dram yönünü dengeleyecek aydınlık bir film yerleştirmeliymişiz. İKSV yetkilileri, lütfen Biletix dışındaki alternatif bilet satış kanallarına yönelin ya da en azından gişe açılışını hafta sonuna koyun, ben beklemeye razıyım, bilet bulamamaktan iyidir.
Filmekimi hayalkırıklığının ardından, enseyi karartmamak adına, Mamma Mia'ya koştuk. İyi ki de öyle yapmışız, enfes bir müzikaldi! Sanırım şu an annemin bildiğinden daha fazla ABBA şarkısı biliyorum :) Son derece eğlenceli, akıcı, düzenlemelerin çok başarı olduğu, hikayenin şarkılar ile cuk diye örtüştüğü bir gösteriydi, hele de sonunda yaptıkları bis tadından yenmedi.
Sonraki hafta sonu ise kuzenimle birlikte katılmayı geleneksel hale getirmeyi planladığımız Avrasya Maratonu vardı. Halk koşusu için (İngilizce Fun-run adını vermişler, neden bilemiyorum) tüm hazırlıklarımız tamdı, kaydımızı yaptırıp göğüs numaralarımızı almış, koşu kıyafetlerimizi hazırlamış, gidiş rotamızı çizmiştik. Ama sabah kalktığımızda karşılaştığımız yoğun hava muhalefeti nedeniyle pazar gününü kuzen kuzen evde geçirmek durumunda kaldık. Aman aman zatüre olmaya niyetimiz yok... Beklentiler önümüzdeki seneye kaldı artık.