24 Aralık 2008

Milgram Deneyi ve Sonuçlarının Düşündürdükleri

1960lı yıllarda yapılan ve o günden beri çok ses getiren Milgram'ın otoriteye itaat deneyi tekrarlandı. Aslında yaklaşık 50 yıldır deneyin farklı varyasyonları yapılıyor ve şaşırtıcı bir biçimde benzer sonuçlar alınıyor. Benim oldukça ilgimi çeken ve sonuçlarının dikkatle izlenmesi gerektiğine inandığım bir deney Milgram'ın yaptığı; temel insan davranışlarından biri olan otoriteye karşı itaate yönelme eğiliminin yüksekliğini ölçüyor. İşin ilginç yanı, bunca yıldır tekrarlanan deneyler gösteriyor ki cinsiyet, milliyet, eğitim durumu gibi etkenler ortalama itaat sonucunu değiştirmiyor; önemli olan çevresel faktörler. Yani düşündüğümüzden çok daha fazla insan (hatta belki biz bile) otoritenin baskısı ya da çevrenin etkisi altında tahmin ettiğimizden daha radikal eylemlerde bulunabilir. Peki çevresel etkenlerle ortaya çıkan şiddet eğilimini nasıl engelleyebiliriz?
Konu ile ilgili sosyal psikolog Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı'nın yorumu:
"Bir kişiye zarar vermek için o kişiyi ‘diğer’, ‘farklı’, ya da ‘öteki’ olarak görmek gerekir. Oysa, eğer empati kurup, o kişiyi anlamaya çalışıp bir şekilde yakın hissederseniz, o zaman ona kötülük yapma ihtimali azalıyor. Bunun da uygulamaları çok önemlidir. Bütün bu ‘düşman’, ‘diğer’ görüşler, aslında saldırganlığa kolaylıkla yol açabilen güçler, temelinde kendinden farklı görmek yatıyor. Oysa, kendine yakın görüp empati kurabilmek, o kişiyi insan olarak anlayabilmek, çok daha insancıl yaklaşımlara yol açabiliyor ve saldırganlığın önüne geçebiliyor."

Deneyin detaylarını öğrenmek için:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Milgram_deneyi
Ropörtajın tümüne ulaşmak için:
http://www.ntvmsnbc.com/news/469997.asp

Buradan yola çıkarak değinmek istediğim bir konu var, "Ermenilerden Özür Diliyorum" kampanyası. Bu konuda söylenebilecek çok şey var, özrün içeriğine ya da biçimine yönelik. Katılırsınız, katılmazsınız ya da karşı çıkarsınız. Ama özür dileyenleri vatan haini, komplocu, şuursuz, özür dilemeyenleri ise milliyetçi, ırkçı ya da faşist ilan etmeden önce, kim neyi niye yapıyor bir düşünmeli, anlamaya çalışmalı, bunu yaparken de kolaya kaçmamalı. Okuyun, düşünün, yorumlayın, yaftalamayın!

2 yorum:

MuhtELIF dedi ki...

Neden olaylara böylesine çok yönlü bakanlar seslerini sadece blogta duyurabiliyorken, her seyi siyah-beyaz siz-biz'e indirgeyenler köşelerde yer tutuyorlar diye düşündüm yazını okur okumaz. Sonrasında da aşağıdaki sözle karşılaşmış olmam tesadüf olabilir mi sence?

"The whole problem with the world is that fools and fanatics are always so certain of themselves, but wiser people so full of doubts. "
~Bertrand Russell

turumcu dedi ki...

Kesinlikle katılıyorum, hatta bu sözler bana Çinli düşünür Lao Tzu'nun yakın zamanda okumuş olduğum şu nasihatını hatırlattı:
"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar."
Ama işte çoğunluk buna uymuyor, biz de yargısız infaza uğrayan azınlığın içinde kalıyoruz. Sesimizi daha çok duyurmalıyız bir şekilde, bunun en iyi yolu da çocuklara ulaşmaktan geçiyor, onlara empati kurmayı öğretmekten.